Haksızlık ve sömürü düzeninin devam etmesinin şartı, toplumsal rızanın üretilmemesi ve toplumsal bütünleşmeye müsade edilmemesi öteden beri bilinen bir yasadır.
Sadece belirli bir grubun bir ülkeyi yönetmesiyle ortaya çıkan sınıflar, kendisini en yetkin, en güvenilir kesim olarak konumlandırabilmek için, önderlik, otorite, güvenlik ve birlik gibi vizyonlarını sivil toplumlarla birleştirmemiştir.Bu sınıflar, projeleriyle hayatın pek çok boyutunu kuşatmaya çalışırlar.
Gündelik hayattan ekonomiye, siyasal davranışlardan dış politikaya, kültürden eğitime her şey onların egemenlik alanı olmuştur. Toplumsal hareketler, dernekler, illegal örgütlerin de, hem ekonomi hem de siyasal toplumun yönü açısından kullanışlı araçlar olarak hep ellerinin altında olmasını istemişlerdir. Oligarşik yapılar için uzun vadeli stratejiler kadar günlük stratejiler de önemli olmuştur.
Bu nedenle, toplumun, inandığı değerler üzerinden kendini yeniden inşa etmesine izin vermezler. Topluma, kendi dayattıkları projelerin dışında bir seçenek bırakmazlar. Oligarşik ilkeler, insanlar tarafından, günlük pratikler şeklinde, çoğu zaman farkına varılmadan, sosyalleşme ve toplumsal temayüller olarak aşılanır ve alıştırılır.
Böylelikle, geniş kitlelerin sınıflaşma, hukuksuzluk, iktidar ve itibarın tek elde toplanması için “toplumsal rızası” üretilmiş olur. Başka bir deyişle, “kölelik düzeni” ve ‘gönüllü köleler’den oluşan bir toplum inşa edilmiş olur. Oligarşik düzenler, insan aklını zorlayan yapılardır; dışarıdan bakıldığında kendini ele vermemesi için ustaca inşa edilir.
GÜNÜMÜZDE “Bugün utanç duyuyorum” diyen kişiler
“Bizim kuşak için devlet daima öncelikli ve haklıydı. Devleti de Asker temsil ederdi. Politikacı, üç kağıtçı-yalancı-vatanını pek düşünmeyen-cebini dolduran bir insandı. Asker ise, namuslu ve her şeyini vatana adamış, özveri dolu bir kahramandı. Üstelik Atamız bu ülkeyi ve laik-demokratik Cumhuriyeti koruyup kollama görevini ona bırakmıştı.
Askerin, politikacıyı denetlemeye hakkı vardı. Politikacı işleri bozduğu zaman, Asker müdahale edebilirdi. Hatta tereddütlü bir davranışla karşılaştığımızda ‘Komutan neredesiniz, devlet elden gidiyor...’ diyen yazılar yazılırdı. Bizim için, (yani laik merkez medya mensuplarının büyük bölümü için) öncelik demokrasi veya parlamento değildi. Genelkurmay daha önemliydi. Bundan daha normal bir şey olmazdı ki... Bizler böyle yetiştirildik. Genlerimize, belki de farkına varmadan darbecilik işlendi.
Komutanların üstünlüğünü sorgusuz kabul etmek, Üniformaların pırıltısını hayranlık duymak , ve korkuyla izlerdik. Bütün darbeleri anlayışla karşıladık.
Zira genel algılama, sanki darbeleri asker kendi keyfine veya Washington’dan aldığı işaretlere göre gerçekleştiriyordu.
Hayır, işler o kadar basit değil. Askeri darbeye iten, zorlayan daima laik kesim olmuştur. Laik kesim ayırımı da şöyledir:
-Genelde CHP; sosyal demokrat politikacılar. İçlerinde normal seçimle hiçbir şey olamayacaklarını bilen, asker sayesinde kendine bir pozisyon sağlamak isteyenler. - Orta ve büyük sermaye gurupları. - Emekli ve çalışan yargı bürokrasisi. - Üniversite öğretim üyeleri. - Emekli ve muvazzaf askerler. - Medya.
Genel olarak ortak bir hedef vardı: “Kendi kurduğumuz bir sistemi paylaşmamak...”
Kendi sistemimlerinin mühendisliğini yapıp bugünlere geldik. Bu sistemi oluştururken de, bu ülkenin sadece bize ait olmadığını, dindar kesim ve Kürtlerle de paylaşmamız gerektiğini hiçbir zaman kabullenmedi. Düşünülmedi dahi... Düşünenlerimizi de hapishanelere yolladık.
Ne Cumhuriyet’in siyasi sistemini ne de laik kesimin egemen olduğu ekonomik pastayı paylaştık. “Hep bana-hep bana...”dendi. Kimi cümleler neredeyse bütün bir politikalarını özetler nitelikte: “Kendi kurduğumuz bir sistemi paylaşmamak... Hep bana-hep bana...”
Bu hukuksuz sistemin değişmemesi için, onbinlerce insanın ölmesi, yüzbinlercesinin zindana atılması dâhil, her şeyi yaptılar. İçinde başbakan ve bakanların, yaşı küçük olduğu için büyütülerek idam edilenler de dâhil olmak üzere, pek çok cinayeti de ekleyebiliriz. Bunca acımasız yıkımı teşvik eden, destekleyenlerin kimlikleri de son derece önemlidir!
Yani bu ülkenin bilgi ve ekonomik sermayesinin sahipleri, adaleti sağlamakla görevli yargı bürokrasisi ve halkını dış düşmana karşı koruması gerekenler. Şimdi bu kadar eğitimli, donanımlı ve kendi aralarında kurdukları işbirlikleri, geliştirdikleri ortak strateji ya da işbirliği karşısında halk ne yapabilirdi? Bu arada unutmadan, çeteleşmiş sendikaları da yanlarına almayı başardıkları, yurtdışından aldıkları telkin, tavsiye ve destek de düşünüldüğünde, durumun daha da vahim olan boyutu biraz daha görülecektir. Oligarşik organizasyonun bu stratejik birlikteliklerinin kurumlararası boyutu üzerinde de durulmalıdır. Son dönemde ortaya çıkan belgeler, itiraflar “oligarşi zar atmaz” sözünü doğrulamaktadır. Adeta bir satranç oyununda, hamle yapmak üzere oyuncuların yerleri de öngörülmüş. Sırası geldiğinde, birlikte saldırmak ve savunmak üzere son derece canlı bağlantılar kurmuşlar. Pek çok karanlık olgunun gün yüzüne çıktığı, aynı zamanda yeni bir Türkiye’nin de kurulduğu bir dönemde, kimse bu olup bitenlerin bizi ilgilendirmediğini, vesayet olgusunu çok fazla dilimize doladığımızı söylemesin. Çünkü bu açık-gizli operasyonların asıl
HEDEFİ BİZİZ,YANİ MİLLET,MİLLET İRADESİ,HAKTAN VE ÖZGÜRLÜKTEN YANA OLANLAR.
Bugüne kadar sistemin dışında tutulanlar, hak ettikleri gibi yaşama hakları ellerinden alınanlar, ilk defa neye inanacaklarına, nasıl yaşayacaklarına kendilerinin karar vereceğini yüksek sesle ve büyük bir inançla söyleyenlerdir. Artık şeffaf, hesap sorulabilen, bizim irademize göre şekillenen bir devlet oluşumu seksen yıl sonra tohumları dikiliyor. Ancak hiçbir şeyin istemekle gerçekleşmeyeceğini de artık çok daha iyi biliyoruz. Yeni dönemde bizi yine zorlu sınavlar bekliyor. Bunun için, geçmiş dönemlerden daha çok çalışmak zorunda olduğumuzun hepimiz bilincindeyiz.
Bu bilinçle; hızlı bir değişimin, rekabetin, iktidar ve güç paylaşımının en acımasız örneklerinin yaşandığı ülkemizde, insan unsuru ileri demokrasiyi kendisi için istemeli, önce insan ve insan var oldukçada devletin yücelmesi kaçınılmaz olduğu için,kendisi için yazılacak olan hukukunu, uygar ülke örneklerinde olduğu gibi yaşamak için haklarını bilmeli ve sistemde anayasa için görüşlerini paylaşmalıdır.
Sonra ağlarsanızda geç kalmış olursunuz ve "Gelirseniz çay içmeye gelirsin" diyenlerin hukununu yaşarsınız.
Aydın Haberleri , Aydın Post , Aydın Gündem , Aydın Gazeteleri , Aydın Net Haber , Aydın Yerel , Aydın Times , Aydınla , Aydın24 , Aydın Denge , Aydın Mücadele , Aydınca Haber , Aydın Belediyesi , Aydın Turizm , Aydın Barosu , Aydın Bozdoğan , Aydın Didim , Aydın Flaş , Aydın Haritası , Aydın Haber , Aydın Hava Durumu , Aydın Hedef , Aydın Haberler , Aydın İlçeleri , Aydın Kuşadası , Aydın Kuyucak , Aydın Karacasu , Aydın Köşk , Aydın Life , Aydın Nazilli , Aydın Rehber , Aydın Söke , Aydın Valiliği , Aydın Yenipazar , Aydın Yerel Gazeteler , Aydın Zeybeği , Aydın İncieliova , Aydın Koçarlı , Aydın Karpuzlu , Aydın Adnan Menderes Üniversitesi , Aydın İli , Aydın Sultanhisar , Aydın Özel Haber, Aydın Çine Uğur Gazetesi ,
bahri bey büyük adamdır.kendisinle konuştuğumda yazılarınız azaldı neden diye sorduğumda,havadan sudan yazılar yazmak istemiyorum nasıl olsa yazar çokluğu var gazete sayfası boş kalmıyor. bana ihtıyaç yok demişti.ve fazla ilgilenmek istemediğini belırtmişti.bahri kanat askerin içinden geldği için sık sık asker ile ilgılı yazılar yazması belki sıkıcı olabılır haklısınız.
Sn. Bahri Kanat bu yazı alıntı sanırım ve sıktı, sizin ilk yazılarınız vardı. heyecanla okuduğumuz aydınla ilgili ilk yazılarınız. birçok yazar sizi bu konuda geçti. eski bahri kanat ı istiyoruz. aydın özel okurlarından Cenk Algün